Gülek Kalesi TARSUS

Altta akan otoban pozu ile meşhur kale Gülek geçidini tutmuş kartallarin yuvası misali. Gülek yaylasindan 3 km lik bir tirmanisla ulaşılabilir.  Tarsus a 60 km mesafededir. Yol üzerinde Alman Şehitliği ve ayrıca Türk Şehitliğine saparak ziyaret edebilirsiniz. Dağcı dostların bildiği Medetsiz zirvesi çıkış öncesi  uğrak noktası  Karbogazi yolundan da ulaşabilirsiniz.

img_20161213_132105
Gülek Kalesi Panaroma 

Mükemmel bir pozu yakalamak için önceleri zahmetli bir tırmanış gerekirdi şimdilerde kalenin giriş kapısına kadar rahat rahat aracinizla gidip poz verebiliyorsunuz. Malum piknikcisinden fotomodeline binbirturlu insan uğrak verip etrafı gereğince kirletebiliyor. Heryerde olduğu gibi burada da bir süreliğine çöp temizliği yapıp çöpleri de alt taraftaki Yaylada uygun bir çöplüğe bıraktık. Kale girişinde soğuk kış dönemleri hariç sıkma gözleme ve ayran bulunan civar yaylalardan gelmiş yörük aileler mevcut.

Alttaki bilgilerde webden Wikipedia ürünleri

Boğaz yeri, güzel geçit” manasına gelen Gülek’in içinde bulunduğu bölgeye ilk çağlarda “Kilikya” denilmekte idi. Gülek boğazı, Kilikya’ya iç bölgelerden girilen bir geçit olarak kullanıldığında ilk çağ ile ilgili hemen hemen bütün eserlerde “Kilikya kapıları” olarak kaydedilmiştir.

Makedonya Kralı İskender, MÖ 333 Yılında Anadolu’ya girmiş ve hızlı ilerleyerek Toroslara kadar gelmiştir. İskender’in ölümünden sonra bölge Selevkoslar ve Mısırlılar arasında sık sık el değiştirdi. Daha sonra bölgeye Romalılar hakim oldu. Romalılar Kilikya eyaleti olarak bölgeyi kendilerine bağladılar. Bu eyaletin merkezini de Tarsus yaptılar. Romalılar M.S. 395’te 2’ye ayrılınca Gülek ve çevresi Doğu Roma’nın yani Bizans’ın hakimiyeti altına girdi. Bizanslılar burada Hins Bwls adlı bir yerleşim yeri meydana getirdi.

652-653 yıllarında, İslam halifelerinden Muaviye zamanında Gülek Boğazı ve çevresi Müslümanların eline geçti. Muaviye, Boğaz üzerine küçük bir kale yaptırdı. Ancak bu kalenin 12. yüzyıl ortalarında yapılmış olabileceğini yazan kaynaklar da mevcuttur. Abbasi Halifesi Harun Reşid zamanında bölgeye akınlar devam etmiş ve Horasandan getirilen 3000 kişilik ,ilk Türk kafilesi Çukurova’da ki müstahkem kalelere yerleştirilmiş olabilir.

861 yılında Bizanslılar bölgeye tekrar hakim oldular. Bizans Kralı Nikephor zamanında Çukurova Ermenilerin eline geçince Ermeniler Kilikya kelelerine yerleşmeye başladılar.

1083 yılında Kutalmışoğlu Süleyman Şah Çukurova’daki Ermenileri itaat altına aldı. Bu tarihten itibaren bölgeye Türkmen akını hız kazandı. Bölgeye gelen bu Türkmenlerin yardımıyla da 1375 yılında Meklüklüler tarafından Ermeni prensliklerine tamamen son verildi.

1516 Mercidabık ve 1517 Ridaniye savaşlarında Memlüklüler yenilerek yıkıldı ve Çukurova ile birlikte Gülek ile çevresi de Osmanlıların eline geçti. Bu tarihten sonra bölge Osmanlıların hakimiyetinde kaldı.

Gülek (Külek) Osmanlıların bölgeyi fethettiği sırada Kusun’a bağlı bir kale durumunda idi. 1519 yılında yapılan bir tahrire göre Gülek Kalesinde 183 evli 39 bekar gayri müslim nüfusu olduğu belirtilir.

1832 yılında Gülek ve çevresi Mısır valisi Kavalalı Mehmet Ali Paşa’nın oğlu İbrahim Paşa tarafından ele geçirildi. Adana’nın önde gelen bazı aileleri de İbrahim Paşa’ya destek verdiler. İbrahim Paşa, Gülek Boğazını korumak için Tekir’de tabyalar yaptırdı. Gülek Boğazını toplarla patlatarak genişletti. 1838’den sonra İbrahim Paşa ordusuyla birlikte bölgeden çekilmeye başladı. Bölgeye Osmanlılar yeniden hakim oldular. 1848-1849 yıllarında aşiretleri merkezi otoritenin kontrolü altına almak için bir takım iskan çalışmaları yapıldı. Bu çerçevede Tecirli aşiretine mensup 50 tane Ankara ve çevresinden alınarak Gülek’e yerleştirildi. 1870 salnamesinde Tarsus’a bağlı bir nahiye olarak görülen Gülek, bu durumunu 20. yüzyılın başlarına kadar korudu.

Torosların en önemli geçidi olan Gülek bölgesi Yörük- Türkmenleri de işgalden kısa süre sonra silahlanarak mücadeleye başladı. Dağları mekân tutan köylüler ellerinde var olan her şeyi vatan topraklarının işgalden kurtarılması için feda etmeye başladılar. Bu kutsal mücadelede Gülekliler ve Gülekli Kemal yerini aldı. Gülekli Kemal, köylülerinden oluşturduğu çetesi ile baskınlar düzenlemeye başladı. Demiryollarına saldırılar düzenleyerek Fransızlara zayiat verdirdi. Civar köylülerinde çeteler oluşturmasıyla mücadele daha da hızlandı. Özellikle de Karaisalı’da 1920 Nisan’ın ilk günlerinde Mustafa Kemal’in emri ile Milli Kuvvetler Komutanlığı’nın kurulmasıyla Türk milleti kurtuluş meşalesini yaktı. Gülekli Kemal Milli Kuvvetlere katılarak Gazi Süvari Müfrezesi Kumandanı oldu. Pozantı – Tarsus- Adana arasında yaşayan konar-göçer Yörük aşiretleri de bu müfrezelere katıldılar. Pozantı kısa süre içinde sarıldı. Pozantı’da bulunan Fransız taburu bir gece yarısı burayı terk etmek zorunda kaldı. Bu kaçışla birlikte Karboğazı Destanı yazıldı. Gülekli Kemal ve müfrezesine Menil taburunun yerini söyleyen Gülekli Hatice, yaptığı kahramanlıkla Çukurova’da kurtuluş mücadelesinin kader noktası oldu. Menil taburunun esir edilmesinde çok büyük bir paya sahip olan bu yörük kadını Panzıkçukuru mahallesindendi. Hasan Ağa’nın karısıydı. Milli kuvvetleri elinden geldiği kadar desteklemeyi hiç ihmal etmeyen Hatice kadınının yaptığı fedakârlıklar Karboğazı baskınından sonra da devam etti. Tarsus cephesinde Derviş Ağa ve Emin Ağa müfrezelerinde mücadele etti. Sinan Tekelioğlu ile görüştü. Sinan Tekelioğlu kazanılan zaferi Mustafa Kemal Paşa’ya bildirdi. Hatice kadının yaptığı kahramanlıktan bahsetti. Mustafa Kemal’in ağzından şu sözler döküldü :” Bir Türk dünyaya bedeldir”.

…….

Doğa size gelmez siz doğaya çıkın

Doğa rehberi Fedai 05325460730